Somali Yarımadası'nda sular durulmuyor. Ancak Mogadişu'dan Addis Ababa'ya uzanan bu gerilim hattında artık yeni ve sessiz bir hakem var: Ankara.
Somali Federal Hükümeti ile anayasal reformlara karşı çıkan eyalet yönetimleri arasında 7-10 Temmuz 2026 tarihleri arasında Mogadişu'da gerçekleşen uzlaşı görüşmeleri, Türk diplomasisi için yeni bir safhanın kapısını araladı. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Dışişleri Bakanlığı'nın ortak koordinasyonuyla yürütülen bu mekik diplomasisi, sıradan bir arabuluculuk çabasının çok ötesindedir. Biz istikrar istedik. Biz barış istedik. Biz kendimizi iki köklü Doğu Afrika aktörünün çatışma hattında bulduk. Ankara'nın Etiyopya ve Somali arasındaki deniz erişimi krizini çözmek için yürüttüğü "Ankara Süreci" (Ankara Bildirgesi) 2 Eylül'de yapılacak ikinci tur görüşmelerle derinleşirken, Mogadişu'daki iç uzlaşı çabaları Türkiye'nin bölgedeki nüfuz alanını pekiştiriyor.
Yumuşak Güçten Güvenlik Garantörlüğüne
Ankara'nın Doğu Afrika'daki askeri ve diplomatik varlığı artık sadece insani yardımlarla veya ticari anlaşmalarla sınırlı değil. Somali vize sahasının Türk savaş gemileri tarafından korunmasını öngören Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması ve el-Şebab terör örgütüne karşı Türk F-16'larının sağladığı hava desteği, Türkiye'yi bölgenin fiili güvenlik garantörü haline getirdi. Ancak bu muazzam askeri entegrasyon, beraberinde büyük jeopolitik riskleri de getiriyor. Puntland ve Jubaland gibi federal yapıya muhalif yerel yönetimler, Ankara'nın Mogadişu merkezli hükümete verdiği açık askeri destek nedeniyle Türkiye'nin arabuluculuktaki tarafsızlığını sorgulamaya başladı. MİT'in bu hafta Mogadişu'da yürüttüğü temaslar, bu güvensizliği aşmayı hedefliyor.
Sessiz bir diplomasi. Doğu Afrika'da yeniden yazılan dengeler.
Ankara'nın Doğu Afrika Stratejisinin Üç Belirleyici Sütunu
MİT ve Dışişleri Bakanlığı'nın bölgede yürüttüğü çok boyutlu operasyonlar, Türkiye'nin Doğu Afrika politikasındaki şu üç temel direğe dayanmaktadır:
- Sınır Aşan Askeri Garantörlük ve Koruma: Somali kara sularının güvenliğini üstlenen Türk Deniz Kuvvetleri, aynı zamanda Aden Körfezi and Hint Okyanusu'ndaki enerji nakil hatlarının kontrolünde asli bir aktör haline gelmiştir.
- "Ankara Süreci" ile Bölgesel Arabuluculuk: Etiyopya'nın Somaliland ile imzaladığı mutabakat zaptı sonrası patlak veren liman krizinde, her iki ülkenin de güvendiği tek aktör olarak Ankara'nın arabuluculuk rolünü üstlenmesi.
- MİT Kanalıyla İç Siyasal Konsolidasyon: Somali içerisindeki kabileler arası dengeleri gözeterek, federal hükümet ile muhalif eyaletler arasında anayasal uzlaşıyı sağlayacak gizli istihbarat diplomasisinin yürütülmesi.
"Türkiye'nin Somali'deki varlığı artık sadece insani yardım boyutunu çoktan aşmıştır. Ankara, bölgede hem askeri koruma sağlayan hem de anayasal krizleri çözen belirleyici bir güç olarak hareket ediyor. Ancak yerel kabile dengelerini tam olarak yönetememek, Türkiye'yi karmaşık bir iç çatışmanın ortasında bırakabilir," şeklinde konuşan Mogadişu merkezli bir güvenlik analisti, durumun hassasiyetini özetliyor. Bu analiz, Ankara'nın karşı karşıya olduğu hassas dengeyi net bir biçimde ortaya koymaktadır. Somali Yarımadası'ndaki bu büyük satranç tahtasında, atılacak her adımın askeri güç ile diplomatik esneklik arasında hassas bir koordinasyon içinde olması gerekmektedir. Türkiye, Afrika Boynuzu'nda kendi sınırlarının çok ötesinde yeni bir askeri ve istihbari savunma kalkanı inşa ediyor.